11 Kasım 2008 Salı

Akraba sorunsalı

Bazı insanların gıcıklık kapasiteleri beni gerçekten şaşırtıyor.
Aslında şaşırtmaktan çok sinirimi bozuyor.
Çünkü bu kapasitesi geniş insanların en önemli temsilcileri ne yazık ki 1. derece akraba grubumda.
Akrabalarımı seçebilmeyi çok isterdim.
Atsan atılmaz, satsan satılmaz!
İlişkiyi kesersin bi dert, kesmezsin başka bir dert.
Neden seçemiyoruz?
Pof!
Hayatta demokrasinin olmadığına dair işte en önemli kanıt.
Seçme hakkı özümüzde yok ki sonradan olabilsin ve özümseyelim.
Ve evet ablamı çok özledim. Katlanabilme katsayımı arttıryordun sen benim.
böööööööööööööööööööööö

10 Kasım 2008 Pazartesi

Amerika ne kadar değişebilir?

Obama başkan oldu, dünya kutlamaktan bir hal oldu.
Herkesin gözünde bir umut pırıltısı!
Van'da 44 kurban kesilmiş, bir adet de Van kedisi hediye olarak gönderilecekmiş.
Niye? Obama başkan oldu diye.
Yahu ne bekliyor bütün dünya bu adamdan?
Ben şimdiden uyarayım: No expectation, no frustration!
Amerika gerçekten değişebilir mi?
Sırf yönetime Obama geldi diye!
Amerika'yı Amerika yapan sömürme, ezme, yayılma yayılma daha da çok yayılma, tüketme, tükettirme, kültürünü yok etme, emrine ağmade etme özellikleri maksimum 8 yıllık bir başkanlık döneminde yok olabilir mi?
Bence yok olamaz.
Amerika'nın bu politikası da öyle çat diye değişemez. Bir kaç nesil değişmesi gerek ki bu değişen neslin de başka bir bakış açısıyla yetişmesi.
Yani boşuna umutlanıyoruz.
Belki daha az insan ölebilir ama bu temelde Amerika'nın yayılmacı politikasının değişeceği anlamına gelmez.
Bu arada Amerika'daki ırkçılık düşünülünce, her bir yere demokrasi ve insan hakları getireceğim diye yetişmesinin anlamsızlığı ve inandırıcılıktan uzaklığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Ne ironi!

Böyle yani.
Çok anlarım uluslararası politikadan da halkı bir uyarayım dedim :)

04 Kasım 2008 Salı

No expectation no frustration, but how?

Design Turkey hüsranından yeni çıkmama rağmen içimdeki Polyanna denemeye devam etmem gerektiğini söylediğinden hemen yeni bir yarışmaya katıldım: Kavaklıdere'nin Primeur şarabı için etiketin üstüne yapışacak bir pul tasarımı.
Sonuç mu?
yine hüsran yine hüsran.
oysa ki kazanacağım parayla ilgili ne hayaller kurmuştum.
artık zaten yarışmaların maddi yönüyle daha çok ilgileniyorum, meslekte başarı falan çok umrumda değil çünkü aslında yarışma jürilerinden her zaman çok da doğru kararların çıktığını düşünmüyorum. Ayrıca aptal CVim benim oldukça içinde ne olursa olsun bi işe yaramayacakmış gibi geliyor. Bazen şans mıdır, kısmet midir, nasip midir her ne ise o senin dışında gelişen şeyler kağıt üstündeki şeylerden çok daha etkili olabiliyor zira.
Ve tabiki her şey para üstünden döndüğü için de para çok daha önemli.
Ama olmadı işte.
Poff.
Önemli bir söz var: no expectation no frustration diye.
söyleyip duruyoruz ferideyle birbirimize ama yok ben bir türlü özümseyemiyorum.
Gerçekten merak ediyorum insan nasıl bir beklenti yaratmaz. Beklentisiz bir yaşamın formulunu istiyorum. Öte yandan beklentisiz bir yaşam sonunda bi beklenti olmadığı için işlevsiz bir yaşama da dönüşebilir. Yani aslında beklentinin olması iyi bişey. Ama sonunda gelen hayalkırıklığı kısmı her seferinde keşke bu kadar umutlanmasaydım dedirtiyor insana. Ancakyaptığın işe de bakıp umutlanabileceğini görüyorsun. Yoksa inanmadığın bir işle yarışmadan yarışmaya koşmanın anlamı da ne?
Özetle sıkıldım ben.
Artık beklentilerim hayalkırıklığıyla değil mutlulukla sonlansın.
İlahi adalet sana sesleniyorum :)
bu arada ben bunları yapmıştım, ancak şu linktekiler kazanmış.


kırmızı şarap için


beyaz şarap için

03 Kasım 2008 Pazartesi

sağlık sisteminin saçmalıkları vol. 150.999

bugün yine bir hastane günüydü malesef.
aman aman Allah kimseyi hastaneye düşürmesin diyorum ve başka bir dolu şey diyorum konuyla ilgili :)
muayenemiz yapılsın diye tam 3 saat oturduk.
inanılmaz bir vakit kaybı.
ve inanılmaz bir yorgunluk
havasızlık falan.
neyse en azından oturduk
ya oturamasaydık!
aman aman!
doktorlar, hemşirler girip girip çıkıyolar,
ortada yapılan bir iş yok:
aa kağıt bitmiş,
aa bilmem kim nerde,
aa ben bi şuraya gidicem
şeklinde 3 saat geçirdik.
vaktin, mekanın, işgücünün ve en kötüsü insan sabrının verimsiz kullanımının bir örneğiydi yine!
evet yani sabrı tüketmenin de bir adabı olmalı.
yani beklersin çünkü beklemen gerekiyordur onu görüyosundur.
bunda bekliyosun ama beklemeyebilirsin aslında.
işler çok daha tıkırında gidebilir.
kabus yani!
bir de şu gün alma meseleleri insanın sinirini bozuyo.
nöroloji bölümünden EEG, EMG için falan gün alacak insanlar
3 ay sonrasına veriliyor.
Ancaaaaaaaaaaaaaaaaaak, eğer ki 170 lira fark ödersen ne hikmetse o hafta içinde hemen bir gün ve saat veriliyor. Yani aslında gün, yer, vakit var! Ama hastada para yoksa bunların hiçibri yok.
Ben gerçekten anlamıyorum ya.
Nasıl bu kadar rahat bir şekilde böyle bir sistem kuruluyor ve nasıl buna karşı çıkmıyoruz. Herkes bozulup 3 ay sonrasına randevu aldı. Bir tek bir kadın sinirlendi müdüre gitti. Bir daha da gelmedi.
Hadi bari hasta para versin de mesela bir kez versin diyelim ki nörolojiye geldin bir 170 versin bütün testler yapılsın. Her test için 170 vermeye kalkınca hiç de devlet hastanesine gitmiş gibi olmuyor. Zira bir hastalığı teşhis edene kadar bir dolu teste girmen gerekiyor. Misal anneme Tomografi, PET, EEG ve EMG yapıldı. Zaten bir de Hoca parası ödüyüosun.
Yani tam anlamıyla eziyet.
Saçmalık!
Bakan doğru demiş memurun maaşının tamamı doğalgaza gitmiyor, daha bir dolu yere bir dolu para gidiyor.
Hepsi çok oluyor sanki ha?
Mesela maaşın bi kaç katı!!!!
O da işin varsa tabi!