26 Haziran 2009 Cuma

İsveç'teyiz

Annem, ben ve ablam İsveç'teyiz.
Burdan bizi takip edebilirsiniz: http://isvecsayfasi.blogspot.com/

19 Mayıs 2009 Salı

yeni yarışma yeni umut

yeni bir yarışmaya yelken açtım, tabiki son gününde.
az zamanda çok işler başarabilme özelliğimin illa ki dibini bulacağım yani.
yoksa olmaz içim rahat etmiyor.
şimdi bu yarışma design21 networkünde oluyor, unesco'nun international festival of cultural diversity adlı festivali için logo tasarımı.
şu an logoyu buraya koyamıycam ancak 22 mayıs'ta public voting başlıyor. desteğinizi bekliyorum şimdiden kulağınıza küpe olsun. sonra tek tek hepinizi rahatsız etcem, nıhahahahaha :)
adres de burası efenim http://www.design21sdn.com/

12 Nisan 2009 Pazar

Kazanamadığım Yarışmalar vol.1500

Bir yarışma serüvenim daha hüsranla sonuçlandı.
2010 Türkiye'de Japonya Yılı Logo yarışmasına katılmıştım. Kazanan eserle aynı pencereden bakmışız ama ben salağı bazı çok temel şeyleri göz ardı etmişim.
Öte yandan bazı yönelerden de benimki kazanandan daha iyi bence.


Bu benim yaptığım tasarım
Benimkinin kötü yanı ay yıldızdaki ince kenar çizgileri. Onlar daha baskın olsaydı keşkem. Bir de birbirlerinden çok uzak olmuş karakterler sanki. Öte yandan benimkinin yazı tipi daha uygun bence, Japon kaligrafisine gönderme yapıyor. Öteki tipografiyi sallamış biraz sanki. Ama şimdi bakıyorum da yazıları bu kadar büyük yazmaya gerek var mıydı da diyorum. Bilemedim. Oturup denemek lazım.



Bu da kazanan logo

31 Mart 2009 Salı

maximiles reklamı üzerine atmaca tutmaca!

Link: İş Bankası MaxiMiles 60sn (kadın)

iş bankasının uçuş kartı reklamlarını izlediniz mi?
ben ilk başta reklamın sesi tarafından cezbedildim sonra da içeriğine ve tasarımına sinir oldum.
Şöyle ki bi kere bu reklam süresince görüntülerin üzerinde yazı belirmesi hadisesi 'stranger than fiction' adlı filmden kopyalama boyutunda yani. tabi o monoton hayat kurgusu da filmden esinlenilmiş. sonra bu monoton hayattan kurtulmak ve bir iz bırakmak öneriliyor. ancak öye atladım uçağa gittim başka diyarlara ahan da bıraktım izimi senaryosu için ne yazık ki bu monoton hayata gayet mahkumuz. bizi kandırıyorlar.
sonra bi de bıraktığın iz nedir yani?
gidip oraları buraları görmek iz bırakmak değil.
o gördüklerinden sonra yaptıkların önemlidir ki zaten onu da reklam göstermiyor.
yoksa reklamın erkek karekterli modelinde olduğu gibi öyle bindim jipe yabani hayvanların arasından vın diye geçtim gittim, yerli halka bön bön baktım meselesi bir iz bırakma değildir.
bir de şu ayrımcı bakış açısına değinmek istiyorum.
reklamın iki modeli var biri erkek biri kadın.
kadın ne hikmetse pek bi sakar salak, yok arabayı çarpar, yok alarmı düşürür, ta gider tropik adaya orda da değişmez elinden kamerası düşer gibi yapar, ofiste böle ezik ezik oturur masasında falan. erkek reklamında hiç böle acınası haller yok, adam ya, toplantıya falan giriyo.
cık cık cık
yadırgadım.
kopyasız ve çağdaş reklamlar lütfen!!!
erkek karakterli reklam ve stranger than fiction filminden bir sahneye şu blogdan bakabilirsiniz.

27 Mart 2009 Cuma

hizmetlerime son verdim!

Dün itibariyle bazı kararlar aldım:
Tasarım, kültür, sanat konularındaki haber merkezi faliyetlerime son verdim.
Buna bağlı olarak insanları gaza getirme faliyetlerime de son verdim. Ve tabiki organizasyon yapma faliyetlerime de. Bunların açıklaması şu: Bundan sonra kimseyle bir konuda okuyup hoşuma giden şeyleri zaman ayrııp da mail yazarak paylaşmayacağım, kimseye yarışma duyurusu göndermeyeceğim, kimseye şurda şu festival başladı, burda bu etkinlik var şeklinde haber vermeyeceğim ve birlikte gidelim diye kasmayacağım. Zira fark ettim ki hiçbir arkadaşımla aynı heyecan, azim ve merak seviyesinde değiliz. Bu sebeple sürekli çabalayan ben oluyorum ve insanları bir şeylere sürüklüyomuşum gibi hissediyorum. Ayrıca benim insanları aydınlatma çabalarıma karşın kimse beni aydınlatmak için ciddi çaba göstermiyor, yani bir nevi enayilik durumu. Bir kez daha anladım ki herkes kendiyle ve kendi dertleriyle meşgul. Sanıyorum normal olan da bu. Anormal olan benim. İnsanlarla bir şeyler paylaşmanın değerini fazla abartmışım ki bu bizim ailede genetik bir miras adeta :) Hepimizin başına gelen bir senaryo. Bu sebeple diğer aile fertlerini de peşimden gelmeye çağırıyorum.
Yoruldum ve tükendim, artık enerjimi sadece kendime, ablama ve anneme harcayacağım.
edit: karşı taraftan çaba görmem durumunda ben de karşılık veririm yoksa cık !

18 Mart 2009 Çarşamba

kim bakmış?

facebook kullanıcılarındaki bu big brother sendromunu anlamış değilim
önce internete her bişeylerini koyuyolar sonra da kim bakmış ha kim bakmış diye kafayı yiolar!
kim bakmışsa bakmış kardeşim!
yani bakmışsa nolmuş?
evet merak ettim baktım, baktı, baktılar, ne yani şimdi?
bir ton application, grup murup, bir de 100% garantili kimin baktığını gösteiyo falan diye de reklamları yapılıyor.
Ne meraklıymışsınız takipçiliğe yahu?
Sonra da telefonlarımız falan dinleniyor diye vızırdıyoruz halbuki imkan olsa herkes birbirini dinliyecek yani.
hayır bi de kimn baktığını öğrenince ne oluyo, ne kadar popüler olduklarını mı öğreniyolar yoksa hoşlandıkları kız/erkek profiline baktı diye seviniyolar mı ne oluyor yani. Halbuki burda profile bakmaktaki icraattan çok niyet önemlidir ki onu da bu applicationlar ölçemez.
Tavsiyem bırakın bu takipçiliği.
Küçük işler bunlar :)

11 Mart 2009 Çarşamba

bugün pek mesudum :)

insan sosyal bir varlıktır.
konuşmazsa dili şişer.
konsere, sinemaya, sergiye gitmezse ruhu körelir.
dokunmazsa, sarılmazsa, öpmezse donuklaşır.
üretmezse, yaratmazsa anlamsızlaşır.
alışveriş yapmazsa canı sıkılır :)
bütün bu tanımları kendi içimde barındırıyorum. Zaten kendime uygun olarak yazdım. Her insan elbet böyle değildir. Bazıları dedikodu ve alışveriş üstüne kurulu bir yaşam sürebiliyor (örn: en vefasız kuzenimiz, değil mi abla?)
Neyse diyeceğim şudur:
Bir ölü toprağını üstünden at hallerindeyim son günlerde, pek mesudum bu durumdan. Eski kültür mantarı günlerime bir geri dönüş durumları, ne zamandır sermayeden yiyordum.
Hoş kozmik güç arada köstek olmaya devam ediyor ya olacak o kadar.
Bugün önce gittim Ankara Film Festivalin'de seçtiğim bi iki filme bilet aldım.
Akabinde Dost'a gittim, 1.5 saat müzik reyonunu talan ettim. Ucuz serileri deştim durdum.
27 TL'lik CD'ler 7.5, 10, 15 TL'ye düşmüş. Almamak olmaz. Seç seç ellerim kollarım doldu. Malum, bir işsizin bu kadar lüksü olamaz! Bir dolu eleme turundan sonra güzel bir çeşni yaptım. Ama çok zor bir karar verme haliydi. Allahtan şu dinleme aletinden var yoksa halim harap, o bile yetmiyor bazen ki bir grup saçma eleme kriteri oluşturdum. Misal bir CD'yi hem vokal albümü hem de solist sigara içiyor, bu ne saygısızlık diye eledim :)
Velhasıl şu CDleri aldım:
pat matheny-song X twentieth anniversary
franck amsallem summer times
tuncay yılmaz-kreisler, massenet, elgar, franck, vieira (3TL'ye inanılmaz :)
swingle singers-bach hits back
haydn string quartets-quatuor mosaiques

1,5 saatlik terapiden sonra (yani bana terapi gibi geldi bu süreç) ellerim simsiyah olmuştu. Bir nevi CD'lerin tozunu aldım yani :)

Neyse, sonra da gittim taaaaa yazın çetiğim siyah-beyaz fotolarımı aldım.
Bir kısmı anlamadığım bir siliklikte çıkmış, değişik bi havası olmuş ama ben daha kontrast bir sonuç elde etceğimi zannediyordum, cahilin fotoculuğu da bu kadar oluyor anlaşılan :)
Yine de bazıları hoşuma gitti.