07 Ağustos 2008 Perşembe

İnci fikirler

Bugün Milliyet'te şu haberi okudum.
Facia!
Herkesi kucaklama ekolünden gelen bu milletvekilimiz 1 yıl durmamış, oturmamış, çalışmış, çabalamış ve gençleri korumak adına bu yasa tasarısını getirmiş.
İşte bizim böyle beyinlere ihtiyacımız var (!)
İyi ki 18 yaşını geçeli çok oldu. Hakkımda böyle saçma sapan yasaların çıkartılacak olmasına çok içerlerdim.
Nedense ülkemizde korumak kelimesi hep baskı kurmak ve yasaklamakla eşleştiriliyor. Çok yazık ki hala eğitimin, kişisel gelişimin vs. önemi anlaşılamamış.
Ya da bir şeyi yasakladıkça daha da yapılası bir hale geldiğinin hele de gençler söz konusuysa farkına varılmamış.
Milletvekiline önerim bu önerilerini eğer varsa kendi çocuğuyla sınırlı tutması. Çocuğuna da önerim annesine baş kaldırması.
Ve topluca bütün milletvekillerine önerim de saksılarını bir zahmet çalıştırsınlar, çalıştırırken de ideolojilerine bağımlı kalmaktansa bilime kulak versinler.
Örneğin şu meşhur KEY ödemelerinde kadınların paraları eski medeni kanunan göre evin reisi erkek olduğu için erkeklere veriliyormuş. Çift boşanmışsa da para yine erkeğe gidiyormuş. Dahası erkek başka kadınla evlendiyse ve sonrasında yaşamını kaybettiyse de parayı yeni eşi alıyormuş. Şimdi bu tamamen çağdışı ve akıldışı yasa, CHP önerisiyle değiştirilmek istenmiş. Haşa, ne mümkün! Mecliste fikri de veren yasayı da yapan ancak ve ancak hükümettir, her ne kadar yasalar öyle demese de. Nitekim bu öneri reddedilmiş.
İşte böyle mantıklı önerileri kabul etmektense böyle çağdışı başkıcı önerileri kabul ediyor meclis. Çünkü meclis sanılanın aksine tek partiden oluşuyor. Ancak bazı seçimlerde toplanması gereken fazla oylarda diğer partilerin varlığı anlaşılabiliyor.
Bir de daha köşe yazarları 22 Temmuz'daki balkon konuşmasına dönme umudunda.
İşte buna hayalperestlik ve saflık derim ben!
Siyasetin tamamen türban, laiklik, din ve terör üstüne yürütüldüğü bir ülkeden ne zaman gerçek sorunların çözümlenmeye çalışıldığı bir ülkeye dönüşeceğiz merak ediyorum. Acaba bizler görebilecek miyiz? Bazen çok umutsuzluğa kapılıyorum.

05 Ağustos 2008 Salı

Proje kıskançlığı ve gaza gelmek üzerine

Helvetica'yı çeken şahıs şimdi de objectified diye bir belgesel çekiyormuş. Endüstriyel tasarım, etrafımızı çevreleyen ürünler ve de onların tasarımcıları üzerine bir belgesel olacakmış bu. Logosu da aşağıdaki gibi, ben beğendim. Tasarımcısı da Michael C. Place imiş. Sadece sondan bir önceki e harfinin ürününü çıkaramadım, fikri olan? Bu arada filmin bir de blogu var: http://www.objectifiedfilm.com/


Kıskanıyorum böyle projeler yapan insanları, hem bir katkı sağlıyorlar hem de çok eğleniyorlar.
Ben de yapmak istiyoruuuuuuuuuum. Artık tez bitince benimseyeceğim girişimci, her işe atlarım, uçarım, kaçarım, yaparım kişiliğimle ben de yapacağım böyle şeyler. Ne demişler 'hayaller geçekleşebilir'. Benim gibi maksimum proje insanının hayallerinin hepsinin gerçekleşmesi biraz zor tabi :) Hele de Türkiye şartlarında. Yine de biri geçekleşince diğerleri de gerçekleşmeye başlayabilir diye düşünüyorum. Para parayı çeker misali. Esas mesele insanın kendisini akılsız hayalperest sınıfından çıkartıp vizyoner hayalperest sınıfına koyup işin peşine düşmesinde sanırım. Bu arada şöyle de bir karar aldım. İş dediğimiz şey sadece para için de yapılabilir, sıkıcıysa sıkıcı nolmuş yani, önemli olan işten sonra ne yaptığın da olabilir. Evet, bu şekilde kendimi avutuyorum :)
Neyse tezimi teslim etmem için son 14 gün. Ciddi anlamda bir değişim yaşayacağıma inanıyorum bu teslimden sonra (her ne kadar olası bir uzatmayla bana geri dönecek olsa da bu tez). Çünkü anladım ki tembellik, duygusallık, öyle bütün sorunlardan etkilenme falan bana göre değil. Ya böyle olup gerçekten depresyona girip hiçbir şeyi takmayacaksın ya da adam gibi silkelenip işine devam edeceksin. Ben arada derede kaldım. Ne bıraktım ne toparlandım ve feci bir hale geldim. İşte bu düşünceyle ben 14 gün sonra değişeceğim. Ve Feride sana sesleniyorum, bu değişimden sen de çok etkileneceksin çünkü elimin altında sen varsın. Puhahahahahaha! Canan sen de Ankara'ya göçmeyi başarırsan sen de çok etkilenceksin. Sizi benim girişimci ve gaz kişiliğime ayak uydurmaya davet ediyorum. Korkunun ecele faydası yok. Zaten çok korkmanıza da gerek yok öyle şirket mirket kurmak gibi hayallerim yok zira ona daha zaman var. Gelecek sene için başka planlar yapıyorum zaten. Sadece şikayet edip vızırdamaktansa biraz icraat tetiklemeyi hedefliyorum çünkü yapabileceğimizi biliyorum. Şimdiden duyurulur. Ayağınızı denk alın. Feride ajandanda daha çok yer kaplıycam bundan sonra ona göre, bütün akrabalarına söyle! Fulya seni projeye dahil edemiyorum, git kocana yemek yap sen :) Seni kaybettik! Artık 3 dişi kalmış canavarız biz. Taner için de asker dönüşü projeler geliştirebilirim!
Nasıl tehditler savurdum yahu:)

04 Ağustos 2008 Pazartesi

Sanat bir şey kaybetmedi!

Çatadak çatlamış durumdayım!
Mecliste sanatın sesi susmuş!
Bak sen!
Birincisi, mecliste sanatın sesi falan yoktu zaten. İkincisi de susma olarak algılanan bu durum sanatın önünü açacak gelişmelerden biri olarak da kabul edilebilir.

02 Ağustos 2008 Cumartesi

Porsche Design Studio ağzıyla kuş tutacakmış seminerde :)

Yeditepe Üniversitesi'nde Porsche Design Studio'nun semineri olacakmış 8-9 Kasım'da. Tasarım felsefelerini ve ödüllü tasarımlarının hikayelerini anlatacaklarmış, bir de ürünlerin sergisi olacakmış. Peki bütün bunlar kaç YTL'ye?
Şu an ön satış dönemimiymiş neymiş- ki ben bunu şu an ucuzdan satıyoruz zaman azaldığında arttıracağız olarak algılıyorum-ve kişi başı 400 YTL imiş. 4 kişi veya üzerinde katılırsak 300 YTL oluyormuş.
Anladık özel okul da en nihayetinde bir eğitim kurumu, bari çalışanlara, öğrencilere diye farklı fiyatlandırmalar yapsalarmış. Bana biraz fazla geldi. Sponsor falan bulup beleşe yapsalarmış ya. Cık cık cık cık! Yadırgadım!
Zaten bir ara ablam mastera başvuracaktı, başvuru nasıl falan diye öğrenmeye çalışıyorduk, parayı yatırıyosunuz başlıyosunuz demişlerdi resmen.
Haliyle bir kez daha cık cık cık cık!

Lambam

Sonunda bilmem kaç aydır sürünen lamba tasarımımı bitirdim. Tasarımı biteli çok oldu da maketi yapamadım bir türlü.
Hikayesi şu: Bir masa lambam vardı, bozuldu, kısa devre falan yaptı heralde, ben de zaten sıkılmıştım kendisinden. E bari başka bir lamba alayım diyordum ki, arkiteradan bir bazuka içinde bişeyler geldi. Ben de bazukanın sarısını ve tipografisini pek sevdim ve masamın üstüne koydum. Sonra eski lambamın kafasıyla bunu birleştirsem hoş bir lamba olur diye düşündüm. Amma velakin bir türlü bileştiremedim, yok altı düz duy yokmuş da yok bilmem ne. Hatta bir elektrikçi ısrarla ne yapmak istediğimi anlamayıp gidip yeni bir lamba alsana deyip durdu. Neyse sonunda bugün koçtaştan durumu idare edecek malzemeleri alıp birleştirdim elemanları. Sonuçta böyle bir şey oldu*bakınız aşağıdaki resim. Bu grafikten sıkılınca yeni bir grafik tasarlayıp yapışkanlı çıktı alıp bazukanın üstüne yapıştırmayı planlıyorum. Nasıl olmuş?

01 Ağustos 2008 Cuma

Çantam nerde diye sordu Şeyda!

Ve yeni bir hırsızlık macerasının içinde bulduk kendimizi bugün.
Yine şahsımıza münhasır bir senaryo tabiki :)
Olay şöyle gelişti: Giriş katta oturduğumuz için insanlar kapıyı çalmadan önce hep pencereden iletişim kuruyor bizimle ki biz buna sinir oluyoruz. Bugün de bu hırsız anneme seslenip Hocam evde mi demiş. Annem de babamın arkadaşı zannetmiş kapıyı açmış. Sonra da evin kapısını açmış. Kafasını çevirip babama seslenirken de hırsız vestiyerde duran ablamın çantasını alıp gitmiş. Komik olan bu olayın bu şekilde geliştiğini anlamamızın uzun sürmesi. Babam gelip hani nerde arkadaşım diyor, ortada insan yok. Sonra biz olaya müdahale edip kim gelmiş, nerde, hangi kapıyı açtın, anne gerçek miydi rüya mı gibi bir ton soru soruyoruz. Annem evin kapsını da açtım deyince ablam çantam nerde diyor. Sonra bakıyoruz yok. Hemen telefon ediyorum ablamın cebine, meşgule düşürülüp kapatılıyor. Tatatatataaaaaaaa e hırsız gelmiş oluyoruz. Hemen polisler ve bankalar aranıyor. Polis geliyor, soruyor: çantada ne vardı. Cüzdan, kimlikler, kartlar, araba anahtarı, cep telefonu ve para olarak da 10 kuruş! İşte parasızlık bu kez yüzümüze gülüyor ve umduğunu bulamayan hırsız yakındaki parktaki çöpe atıyor çantayı. Telefonu da beğenmemiş 60-80 YTLlik bir şey zira. Burdan ne sonuç çıkıyor, öyle pahalı telefonlara sahip olmak çok yanlış, bir de cüzdanda para taşımak da pek zararlı.
Çantayı çöpten kağıt toplayan bir genç bulmuş ve devriyeye teslim etmiş. Onu da getirdiler karakola. O üstü başı dökülürken çöp toplayıp para kazanmaya çalışıyor, öteki üstü başı düzgün insan da milletin saflığından yararlanıp eşyalarını çalıyor. Tipik bir senaryo aslında. Yolsuzlukları yapanlar da zaten hali hazırda parası olan zengin insanlar değil mi?

31 Temmuz 2008 Perşembe

Seinfeld ve komik insanlar

Saat sabahın beşi olmak üzere!
Ve ben tabiki tez yazıyorum. Hiç tez olmuyormuzş bu tez hadisesi :)
Ahahahahahahaha :)
Üzgünüm bu saatte ancak bu kalitede espri yapabiliyorum.
Şaka bir yana kaç saattir bu sandalyede oturuyorum ve bu ekrana bakıyorum!
Çok saattir!
Daha da devam edeceğim, uyumayı düşünmüyorum bugün. Yine saçma bir uyku düzeni döngüsüne tutuldum ondan kurtulmak için en iyi yol bir günü uyumadan geçirip ertesi gün insan gibi normal bir saatte yatmak. Tabi bu insan gibi normal saat kavramı ben ve ablam için hep yine insan gibi olmayan şeklinde olmuştur. Zaman yetmiyor, bir de rahatsız edilmeden komedi dizisi izleme özzgürlüğü oluyor insanın gece geç saatte. cnbce iyice bozdu kaliteyi ama bu aralar TNT'de Seinfeld ve bir ofis dizisi less than perfect galiba adı onları izliyoruz. Seinfeldi 4. kez falan izliyorum galiba belki daha çokuncu kez, bilemiyorum. Her seferinde amaaaaaaan yine mi Seinfeld'in tekrarını veriyolar diye burun kıvırıp, iki gün sonra aynı bölümler için saati takip eder oluyoruz. Deli miyiz? Yok, değiliz! Seinfeld çok komik sadece! Geçen gün karar verdim, bence gelmiş geçmiş en komik dizi. Bu kadar deli dolu garip karakter yaratılır, bu kadar saçma ve alakasız konu bu kadar analiz edilir ve bu kadar komik işlenir. Oyunculuk da müthiş üstelik! Hala izlemeyen varsa tavsiye edilir. Merak ettiğim gerçekten Amerikalılar komik insanlar mı? Hep salaklıklarından ve cahilliklerinden bahsedilir ama dizileri çok komik. Bizden mesela çıkmıyor komik dizi, aynı şekilde komik insan sayısı da çok az. Herkes çok sıkıcı! Yaaa aşağılarım öyle küt diye. Bir Gülcan Teyze vardı eski komşumuz, acayip komik bir kadındı. Sıkıcı konuların eğlenceli bir şekilde anlatılabileceğini ve büyüklerin de bir çocuk için komik olabileceğini onunla anlamışımdır. Çok ilginç ve zengin bir anlatım yeteneği vardı, hatta benim konuşma dilimin zenginleşmesinde de acayip rolü vardır bence. Sık sık bize gelmeleri demek ki işime yaramış!
Aaa bu arada TRT 1'de bir gezi programı var adı köşe bucak Türkiye olabilir ama tamamen bu ismi atıyor da olabilirim, emin olamadım kendimden, pazar günleri saat beşte. Onu sunan çocuk da-kocaman adam da denebilir tabi- komik mesela, oyuncu kendisi esasen, kamil bişey soyismini hatırlayamadım, tam bir alzheimer vakası şeklindeyim bugün de! O da tavsiye edilir!